Hephaistos kulübesinden daha yeni çıkmıştım. Koşuyordum çünkü o pegasusları görmeliydim. Yol sora sora sonunda pegasus ahırlarına gelmiştim. Kapının önünde duruyordum. Derin bir nefes alıp içeri girdim. Yüzümü hafif br rüzgar yaladı. Adımım içeri attım. İçeride bir sürü pegasus vardı. Küçükler,büyükler. Sonsuz gibiydi. Ama hepsi çok güzeldi. Birden aklıma asla yanımdan ayırmadığım bonbon şekerler geldi. Elime cebimden çıkardığım bir avuç dolusu şeker alıp onları yiyerek bütün pegasusların kafeslerini dolaşmaya başladım. Burada bile çok cılız kalıyordum. Pegasusuların vücutları yapılıydı. Bunları düşünürken içlerinden bir tanesi durduğu yerden burnunu çıkarıp elimdeki şekerlerin hepsini kaptı. "Heyy geri ver onları!" diye bağırdım. At iyice geri çekilmişti. Kapısını açıp "Geri ver!" dedim. Bana cevap olarak alaycı bir kişneme. "Bakın Bayım. Onlar benim. Geri ver!" dedim. İyice delirmiştim. Bu yaptıklarım çok saçmaydı. Pes edip samanların üzerine tünedim. O zaman pegasusu doğru düzgün inceleme şansı yakaladım. Gümüşi bir rengi vardı. Diğerlerine göre biraz daha zayıftı. Sevmiştim. Yanına gidip gümüş ve sarı arası rengi olan saçlarını okşadım. Beni anlamış gibi burnuyla hafifçe beni dürttü. "Bir daha izinsiz almayacağına söz verirsen sana daha fazla veririm." dedim. Gözlerini kapattı ve öylece durmaya devam etti. Cebimden biraz daha şeker çıkarttım. Bunlar son kalanlardı. Memnun bir şekilde onları da yedi. "Hmm senin adın ne olsun bakalım? Annemi üzüntüye uğratmayayım.Okadar İtalyanca dersinden sonra İtalyanca bir isim sana daha çok yakışır diye düşünüyorum." Kısa bir sessizlik oldu. Adı ne olacaktı? "Buldum! Alcora nasıl? Rengin demir gibi. Alcora çok güzel bir isim senin için" dedim. "Sonra yine gelirim. Tamam mı Alcora?" deyip Ahırlardan çıktım.